Yeni Bir İşletmenin Pazarlaması Nasıl Yapılır?

İçindekiler

Küçük bir işletme kurmak heyecan verici bir süreçtir; ancak pazara çıktığınız anda işlerin sandığınızdan farklı ilerlediğini görürsünüz. Ürün hazırdır, hizmet kalitelidir, motivasyon yüksektir… fakat müşteriye ulaşmak, görünür olmak ve satışa dönmek tahmin edilenden daha zor olabilir. Pek çok işletme bu noktada problemi reklamda, bütçede veya yeterince paylaşım yapılmamasında arar. Oysa sorun çoğu zaman burada değildir.

Birçok küçük işletmenin pazarlamada zorlanmasının temel nedeni, pazarlamadan önce yapılması gereken stratejik adımları atlamasıdır. Bu adımlar eksik olduğunda, ne kadar efor harcanırsa harcansın sonuç alamamak kaçınılmaz hâle gelir. Pazarlamanın satışa dönüşmesi için sağlam bir temel gerekir; bu temel kurulmadığında tüm çabalar kısa ömürlü olur.

Küçük işletmelerin pazarlamada zorlanmasının altında genellikle şu sebepler bulunur:

  • Rekabet stratejisi olmaması: İşletme pazarda herkese karşı rekabet etmeye çalıştığı için görünmez kalır.
  • Hedef kitlenin net olmaması: Mesaj “herkes”e söylendiğinde aslında hiç kimseyi etkilemez.
  • Pazar araştırması yapılmaması: Ürün ve hizmetler müşteri verisine değil, varsayımlara göre tasarlanır.
  • Pazarlama planının olmaması: Dene–yanıl süreci hem bütçeyi hem motivasyonu tüketir.
  • Fiziksel ve dijital pazarlamanın uyumsuz ilerlemesi: Marka algısı parçalanır, görünürlük zayıflar.
  • Sistematik pazarlama yapılmaması: Pazarlama boş vakitlerde yapılan bir işe dönüşür.
  • Kurucunun pazarlamayı öğrenmeden pazara çıkması: Marka daha tanımlanmadan delege edilir ve doğru anlatılamaz.

Bu yüzden pazarlama tek başına “ürünü tanıtmak” değildir.
Doğru pazarlama, stratejik bir zeminin üzerine inşa edildiğinde satışa dönüşür.

Bu içeriğin devamında, bu stratejik zeminin nasıl oluşturulacağını ve tüm bu unsurlar yerine oturduğunda pazarlamanın işletmeyi nasıl büyüttüğünü adım adım inceleyeceğiz.

Rekabet Stratejisi Olmadan Pazarlama Neden Çalışmaz?

Bir işletmenin pazarda görünür olabilmesi için önce kendi yerini bilmesi gerekir. Ancak yeni kurulan işletmelerin çoğu daha en başta rekabet alanını tanımlamadan pazarlamaya başlıyor. Ürün kaliteli, hizmet özenli olsa da müşteri gözünde işletmenin nerede durduğu belirsiz kalıyor.

Rekabet stratejisinin eksik olması, işletmenin fark edilmesini zorlaştıran en temel problemlerden biridir. Herkesle rekabet etmeye çalıştığınızda, aslında hiç kimsenin zihninde net bir alan sahiplenemezsiniz. Bu durum işletmeyi rakiplerin arasında görünmez hâle getirir.

Rekabet stratejisi olmayan işletmelerde genellikle şu durumlar yaşanır:

  • Müşteri işletmeyi konumlandıramaz: “Bu marka neyin uzmanı?” sorusu yanıtsız kalır.
  • Mesajlar etkisizleşir: Fark yaratmayan mesaj kalabalığın içinde kaybolur.
  • Pazarlama maliyeti artar: Geniş kitlelere seslenme çabası bütçeyi zorlar.
  • Fiyat rekabeti kaçınılmaz olur: Çünkü sunulan değerin farklılığı net olmadığı için tek kıyas noktası fiyata dönüşür.
  • İşletme kendine ait bir alan oluşturamaz: Bu da sürdürülebilir büyümeyi engeller.

Oysa doğru rekabet stratejisi, işletmenin pazarda kiminle rekabet etmeyeceğini, hangi boşluğu sahiplenebileceğini ve müşteri gözünde nasıl bir yer edineceğini netleştirir. Üstelik bu çalışma uzun ve karmaşık olmak zorunda da değildir; deneyimli bir işletme koçunun yönlendirmesiyle yapılan yarım günlük bir strateji oturumu bile işletmenin pazar konumunu belirlemek için yeterlidir.

Rekabet stratejisi oluşturulduğunda pazarlama bir anda daha anlamlı hâle gelir.
Mesajın tonu, hangi kanalda görünmeniz gerektiği, hangi müşteriye odaklanacağınız ve ürününüzün neden tercih edileceği netleşir.

Bu nedenle pazarlamanın çalışması için ilk adım, pazara rastgele değil, net bir konumla çıkmaktır.

Hedef Kitle Net Değilse Pazarlama Neden İşe Yaramaz?

Bir işletmenin pazarlamada ilerleyememesinin en büyük sebeplerinden biri, kime ulaşmak istediğinin net olmamasıdır. Yeni işletmeler genellikle “herkes bizim müşterimiz olabilir” düşüncesiyle yola çıkıyor. Bu iyi niyetli bir yaklaşımdır ama pazarlama açısından büyük bir yanılgıdır. Çünkü herkese hitap etmeye çalıştığınızda, aslında hiç kimseye tam olarak seslenemezsiniz.

Hedef kitle net olmadığında işletmenin tüm iletişimi belirsizleşir.
Mesajlar genelleşir, içerikler etkisizleşir ve müşteri kendisiyle ilgili bir şey duymadığı için işletmeyle bağ kuramaz. Pazarlamada hangi kanalı, hangi tonu, hangi çözümü kullanmanız gerektiği bile bulanık hâle gelir.

Hedef kitlesi belirsiz olan işletmelerde genellikle şu sorunlar ortaya çıkar:

  • Mesaj doğru kişiye ulaşmaz: Müşteri kendini anlatılan problemde görmez.
  • Pazarlama dili tutarsız olur: Her içerikte farklı birine konuşulduğu için marka kimliği oturmaz.
  • Ürün/hizmet yanlış tasarlanır: Varsayım üzerinden geliştirilir, gerçek ihtiyaçla uyumlu olmaz.
  • Reklam maliyeti yükselir: Geniş bir kitle hedeflendiği için dönüşüm oranları düşer.
  • Satış döngüsü uzar: Müşteri neden sizi tercih etmesi gerektiğini anlayamaz.

Oysa hedef kitleyi netleştirmek, ayrı bir çalışma değil; rekabet stratejisi oturumunun temel aşamalarından biridir.
Bu çalışmada işletme sadece “ben kime hitap ediyorum?” sorusunu yanıtlamaz, aynı zamanda:

  • Bu kitlenin hangi problemi çözmek istediğini,
  • Ne tür çözümlere karşı hassas olduğunu,
  • Ne kadar ödemeye istekli olduğunu,
  • Satın alma kararını neyin tetiklediğini

çok net bir şekilde görür.

Hedef kitle netleştiğinde pazarlamanın tüm adımları kolaylaşır.
Mesajlar daha net olur, içerikler daha etkili olur, reklam daha az bütçeyle daha yüksek dönüşüm getirir.
Kısacası, pazarlamanın çalışması için kime seslendiğinizi bilmeniz şarttır.

Mutlaka Okuyun: İşletmelerde Dijital Pazarlama Neden Önemlidir?

Pazar Araştırması Yapılmadığında Neden Satış Olmaz?

Birçok işletmenin hikâyesi aslında benzer başlar.
“Bizce insanlar bunu çok ister.”
“Bizim ürünümüzün benzeri yok.”
“Herkesin ihtiyacını çözüyor.”

Ürün ortaya çıkar, hizmet şekillenir… ama kapıdan giren müşteri sayısı beklenenden çok daha düşük olur.
Çünkü işletme, müşterisinin ne istediğini veriye değil, kendi tahminlerine göre belirlemiştir.

İşte pazarlama tam bu noktada tıkanır.
Pazarlamanın suçu yoktur — ürün müşteriye göre tasarlanmamıştır.

Bu hatanın görünmeyen sonuçlarını düşünelim:

  • Ürün/hizmet müşterinin cümleleriyle konuşmaz.
  • Mesaj doğru yere gitse bile karşılık bulmaz.
  • Reklam tıklama alır ama satın alma gerçekleşmez.
  • Müşteri “benim için yapılmış” hissini duymadığı için markaya bağlanmaz.

Çünkü işletme daha en başta müşterinin hayatına girmeden, onun adına karar vermiştir.
Gerçek ihtiyaç yerine varsayımsal bir ihtiyaç hedeflenmiştir.

Oysa pazar araştırması, işletmeye şu soruların gerçek cevaplarını verir:

  • İnsanlar gerçekten neye ihtiyaç duyuyor?
  • Onlar bu problem için nasıl çözümler arıyor?
  • Hangi özellikler önemli, hangileri gereksiz?
  • Ne kadar ödemeye istekli bir kitle var?
  • Rakipler neyi doğru yapıyor, neyi eksik bırakıyor?

Bu çalışma kısa sürede biten bir “anket turu” değildir.
Yaklaşık 3 aylık bir araştırma dönemidir.
Bu süreçte veri toplanır, analiz edilir, müşteri dili çözülür ve ürün/hizmet yeniden şekillenir.

Pazar araştırması yapıldığında işletme ilk kez şunu deneyimler:
“Tahmin etmiyorum, artık biliyorum.”

İşte bu “bilmek”, pazarlamanın satışa dönüşmesini sağlayan en güçlü adımdır.

İlk Adım: Kime Satmak İstediğinizi Netleştirin (Hedef Kitle Gerçeği)

Yeni işletmelerin pazarlamada zorlanmasının en temel nedeni, hedef kitlenin bulanık olmasıdır.
Ürün mükemmel olabilir, hizmet kusursuz olabilir, fiyat rekabetçi olabilir… fakat kimin için üretildiği net değilse, hiçbir pazarlama çalışması doğru kişiye ulaşamaz.

Birçok işletme sahibi başlangıçta şöyle düşünür:

“Ürünüm herkese hitap edebilir.”

Bu cümle aslında büyümenin önündeki en büyük engeldir. Çünkü herkese hitap eden bir işletme, müşterinin gözünde hiç kimse için özel değildir.

Hedef kitlenizi doğru tanımladığınızda ise pazarlama kendiliğinden kolaylaşır. Mesajınız netleşir, kanallarınız sadeleşir, bütçeniz boşa gitmez ve işletmeniz görünürlük kazanır.

Hedef kitlenizi tanımlamak için kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

  • Ürünüm veya hizmetim kimin hangi sorununu çözüyor?
  • Müşteri bu sorunu çözmek için nasıl bir yol izliyor?
  • Onlar için önemli olan şey hız mı, fiyat mı, uzmanlık mı, güven mi?
  • Bu kişiye ulaşabileceğim en etkili kanal hangisi?

Bu sorular başta basit görünse de işletmenizin tüm pazarlama stratejisini şekillendirir. Çünkü hedef kitle netleştiğinde, pazarlamanız da kaynaklarınız da dağınık olmaktan çıkar.

Bir işletmenin pazarlama başarısı, kime seslendiğini bilmesiyle başlar. Bu adım atlandığında geri kalan bütün çalışmalar rastgele olur. Bu adım doğru atıldığında ise büyüme çok daha öngörülebilir hâle gelir.

Planı Olmayan Pazarlama, Tesadüfe Bırakılmış Büyümedir

Bir işletmenin pazarlama çabalarının sonuç vermemesinin nedeni çoğu zaman yanlış taktikler değil, ortada bir plan olmayışıdır. Plansız pazarlama; yoğun bir dönemde durur, boş bir dönemde hızlanır, acele kararlarla şekillenir ve hiçbir zaman sürdürülebilir bir görünürlük oluşturamaz.

Bu durumu en net anlatan şey, küçük işletmelerin günlüğüdür:
Bir gün sosyal medya paylaşımı yapılır, ertesi gün unutulur.
Bir ay reklam verilir, sonraki ay reklam bütçesi kısılır.
Bir ürün kampanyası düşünülür, ama rekabet analizi yapılmadan yayına alınır.
Sonuç? Pazarlama varmış gibi görünür ama büyüme tesadüfe kalır.

Bir pazarlama planı; işletmeye sadece “ne yapacağını” değil, “ne zaman, neden, hangi sırayla ve hangi stratejiyle yapacağını” öğretir.
Bu plan ise yaklaşık 1 ay süren profesyonel bir hazırlık gerektirir.

Bu planlama sürecinden sonra işletme ilk kez şunları net şekilde görür:

→ Hangi mesajın kullanılacağı
Pazarlama dili tekleşir, müşteriye her kanalda aynı hikâye anlatılır.

→ Hangi kanalların öncelikli olduğu
Enerji ve bütçe dağılmaz; işletme müşterinin gerçekten bulunduğu yere odaklanır.

→ Bütçenin nasıl dağıtılacağı
Her ay rastgele harcama değil, kontrollü yatırım yapılır.

→ Ne zaman görünür olunacağı
Pazarlama boş vakitlerde yapılan bir iş olmaktan çıkar, düzenli uygulanan bir sisteme dönüşür.

→ Ne işe yarıyor, ne yaramıyor?
Ölçüm–öğrenme–iyileştirme döngüsü işletmeye yerleşir.

Plan olmadan pazarlama yorucu olur.
Plan olduğunda ise pazarlama, işletmeyi taşıyan bir düzene dönüşür.

Müşteri Sizinle Birden Fazla Yerde Karşılaşmalı

Pazarlama çoğu işletme için iki ayrı dünyaya bölünmüş durumda:
Bir yanda sosyal medya, web sitesi, dijital görünürlük…
Diğer yanda kartvizitler, mağaza önü, semtteki fiziksel temaslar…

Bu iki dünya ayrı yürüdüğünde müşteri, markayı iki farklı işletme gibi algılar.
Dijitalde başka bir ton, fiziki ortamda başka bir tavır…
Biri profesyonel, diğeri eksik…
Biri güncel, diğeri ihmal edilmiş…

Sonuç?
Müşteri tam güven duyamaz çünkü markanın tek bir yüzü yoktur.

Bu konu çoğu zaman fark edilmese de küçük işletmelerde büyümeyi tıkayan en önemli detaylardan biridir.

Aşağıdaki küçük senaryoyu hayal et:

Bir müşteri, Google’da işletmenizi buluyor.
Fotoğraflar güzel, yorumlar iyi, hizmet açıklaması net.
Sonra dükkânınıza geliyor…
Ama içerisi farklı bir izlenim veriyor.
Ya da tam tersi: İşletme fiziksel olarak çok iyi, ama dijitalde eski bilgiler, düşük kaliteli görseller, eksik açıklamalar var.

Bu uyumsuzluk şunlara yol açıyor:

  • Müşteri işletmenin “kim” olduğunu net hissedemiyor.
  • Dijitalde oluşan güven, fiziki deneyimde kapanıyor.
  • Fiziki temasın yarattığı sıcaklık dijitalde desteklenmediği için kayboluyor.
  • Marka imajı parçalı göründüğü için tekrar tercih edilme oranı düşüyor.

Oysa doğru kurulan pazarlama planında fiziki ve dijital pazarlama tek bir bütün olarak ele alınır.
Bu, fazladan bir iş yükü değil; tek bir strateji içinde iki ayağın birlikte çalışmasıdır.

Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde:

  • Müşteri işletmeyi nerede görürse görsün aynı hikâyeyi duyar.
  • Marka güveni hızla artar.
  • Satış döngüsü kısalır.
  • Pazarlama maliyeti düşer çünkü etkileyicilik artar.
  • Tek bir mesaj, tüm temas noktalarından desteklenir.

Fiziki ve dijital uyumlu çalıştığında müşteri yolculuğu kesintisiz hâle gelir.
Bir dokunuş dijitali besler, dijital fiziki deneyimi güçlendirir.
İşte bu yüzden gerçek büyüme, iki dünyanın tek bir stratejide birleşmesiyle başlar.

Pazarlama, Boş Vakitlerde Yapıldığında Asla İşlemez

Birçok küçük işletmede pazarlamanın ritmi şöyledir:

İşler yoğunsa → Pazarlama durur.
İşler sakinleşince → “Hadi bir şeyler paylaşalım” denir.
Yoğun bir dönem daha gelir → Pazarlama yine durur.
Sonra tekrar bir hareketlenme olur → Birkaç reklam denenir.

Dışarıdan bakınca işletme aktifmiş gibi görünür;
aslında pazarlama bir gel–git döngüsü hâlindedir.

Bu döngü işletmenin büyümesini durduran en gizli engellerden biridir.

Neden mi?

Çünkü müşteri düzenli görünürlükten etkilenir.
Düzenli temas, düzenli içerik, düzenli hatırlatmalar…
Tam da bu yüzden pazarlama boş vakit işi değil, bir süreç disiplinidir.

Pazarlama düzensiz olduğunda şu sonuçlar ortaya çıkar:

  • Müşteri işletmeyi aklında tutamaz.
  • Mesajlar dağılır, marka kimliği oturmaz.
  • Reklamlar plansız kaldığı için bütçe boşa gider.
  • Dijital görünürlük anlık yükselir ama kalıcı olmaz.
  • Fiziksel temas desteklenmediği için etkisi hızla kaybolur.
  • Satış döngüsü uzar; işletme her ay “sil baştan” yapmak zorunda kalır.

Oysa sistematik pazarlama, büyük bir zaman ayırmanızı gerektirmez.
İşletmenin ihtiyaç duyduğu şey şudur:

Her gün küçük bir pazarlama rutini.

Bu 20–30 dakikalık mini rutin;

  • mesajı taze tutar,
  • görünürlüğü korur,
  • marka hafızası oluşturur,
  • müşteriyi işletmeye yakın hissettirir.

Küçük işletmeler için pazarlamanın gücü büyük adımlarda değil, tekrarlanan küçük temaslarda saklıdır.

Pazarlama bir “zaman olursa yaparız” işi olmaktan çıkarıldığında, büyüme süreci ilk kez öngörülebilir olur.

Mutlaka Okuyun: İşletmelerde Pazarlama Planı Nedir? Nasıl Hazırlanır?

Kurucu Öğrenmeden Marka Yol Alamaz”

Bir işletmenin ilk pazarlamacısı kimdir?
Çoğu kişi “pazarlama uzmanı”, “ajans”, “sosyal medya ekibi” gibi cevaplar verir.
Oysa gerçek çok daha basittir:

Kurucu.

İşletmeyi kuran kişinin enerjisi, bakış açısı ve hikâyesi markanın ilk taşıyıcısıdır.
Bu yüzden kuruluş aşamasında pazarlamayı başkasına devretmek, hem markanın sesini hem de yönünü kaybetmesine neden olur.

Yeni işletmelerde sıkça görülen durum şu:
Kurucu ürün/hizmetle ilgilenirken pazarlamayı “uzman işi” olarak görür.
Bir sosyal medya uzmanı bulunur, birkaç içerik hazırlanır, reklam verilir, kampanyalar denenir…
Ama sonuç çoğu zaman beklendiği gibi olmaz.

Neden?

Çünkü ekip, markayı kurucunun zihnindeki haliyle tanıyamaz.
Kurucunun inancı, üslubu, niyeti, hedefi, müşteriye yaklaşımı…
Bunların hiçbiri dışarıdan tahmin edilemez.

Kurucunun pazarlamadan uzak durmasının görünmeyen etkileri şunlardır:

  • Marka kendi hikâyesini anlatamaz.
  • Mesaj, işletmenin ruhunu taşımaz.
  • Pazarlama dili tutarsız olur.
  • Ekip doğru hedefi bulamaz.
  • Müşteri markayla duygusal bağ kuramaz.

Bir markanın ilk anlatıcısı her zaman kurucusudur.
Bu dönem atlanırsa marka eksik doğar, yanlış anlaşılır veya hiç fark edilmez.

İyi haber şu ki, pazarlama öğrenilmesi zor bir yetkinlik değildir.
Doğru bir yönlendirme ile yaklaşık 2 ay süren yoğun bir eğitim, kurucuya ihtiyacı olan tüm temeli kazandırabilir.
Bu eğitimden sonra kurucu:

  • markanın hikâyesini doğru anlatabilir,
  • hedef kitleyle nasıl konuşacağını bilir,
  • ürün/hizmeti pazara nasıl konumlayacağını öğrenir,
  • ekiplere doğru yönü gösterebilir.

Kurucu pazarlamayı öğrendiğinde artık işletme yalnız kalmaz;
markanın kalbi, dili ve liderliği tek noktada birleşir.

Pazarlama, Ancak Doğru Temelin Üzerine Kurulduğunda Satışa Dönüşür

Birçok küçük işletme pazarlamayı, satış yaratması gereken bir sihir gibi görür.
Bir sosyal medya postu, bir reklam kampanyası, bir içerik…
Ve hemen ardından beklenen cümle gelir:

“Biz reklam verdik ama bir şey olmadı.”

Oysa bu sonuç, pazarlamanın işe yaramadığını değil, pazarlamanın boşluğa uygulandığını gösterir.

Bu içerikte ele aldığımız tüm kritik adımlar — rekabet stratejisinin belirlenmesi, hedef kitlenin netleşmesi, pazar araştırmasının tamamlanması, pazarlama planının hazırlanması, fiziki ve dijital temasın uyumlanması, sistematik uygulama, kurucunun pazarlamayı öğrenmesi — birbirinden bağımsız parçalar değildir.

Hepsi birlikte çalıştığında bir işletmenin pazarlama gücü ortaya çıkar.

Bir rekabet stratejisi yoksa, mesaj doğru kitleye gidemez.
Hedef kitle belirsizse, ürün doğru tasarlanamaz.
Pazar araştırması yoksa, pazarlama yanlış problemi çözer.
Plan yoksa, bütçe boşa gider.
Fiziki ve dijital birbirini desteklemiyorsa, müşteri tutunamaz.
Sistem yoksa, görünürlük hep kesilir.
Kurucu pazarlamayı bilmezse, marka doğru anlatılamaz.

Bu nedenle pazarlama, tek bir adım değil; doğru sırayla yapılan bir yapılandırma sürecidir.

Doğru temel oluşturulduğunda işletme ilk kez şunu deneyimler:

  • Pazarlama karmaşıklıktan çıkıp düzenine kavuşur.
  • Mesaj tam yerine oturur.
  • Görünürlük artar, güven oluşur.
  • Satış döngüsü kısalır.
  • Ürün/hizmet doğru kitleye ulaşır.
  • Bütçe boşa gitmez, yatırım hâline gelir.

Yani pazarlama, ancak bu temelin üzerine kurulduğunda gerçek bir satış makinesine dönüşür.

İşletmesini büyütmek isteyen her kurucunun bilmesi gereken en önemli şey budur:
Pazarlama, stratejinin sonucudur.
Strateji olmadan pazarlama çalışmaz.
Strateji tamamlandığında ise pazarlama kendi kendine işlemeye başlar.

Mutlaka Okuyun: Düşük Pazarlama Bütçesi ile Satışlarımı Nasıl Artırabilirim?

Pazarlamayı Tek Başına Değil, Bir Sistemle Yapın

Birçok yeni işletme pazarlamayı; sosyal medya paylaşımı, ara ara reklam verme, broşür bırakma ya da tanıdıklara haber salma gibi dağınık adımlardan oluşan bir süreç olarak görür.

Bu nedenle sonuçlar da dağınık olur.

Bir gün iyi gider, bir gün durur; bir ay müşteri akışı vardır, sonraki ay sessizlik başlar.

Oysa sürdürülebilir büyüme, tekil adımlarla değil, sistemle oluşur. Pazarlama bir taktik değil; işletmenin görünürlük, ikna ve satış döngüsünü bir arada çalıştıran bir düzendir.

Bu sistem şu unsurları kapsar:

  • Net hedef kitle: Kime konuştuğunuzu bilirsiniz.
  • Net mesaj: Müşteriye neden sizi seçmesi gerektiğini anlatırsınız.
  • Doğru kanallar: En yüksek etkiyi nerede alacağınızı bilirsiniz.
  • Ölçüm ve iyileştirme: Ne işe yarıyor, ne yaramıyor takip edersiniz.
  • Tekrarlanabilir süreçler: Pazarlama tek kişiye bağlı olmaktan çıkar.

Bu yapı olmadan yapılan her pazarlama çabası kısa ömürlü olur.
Bir süre sonuç gelse bile sürdürülebilir bir büyüme yaratmaz.
İşletme sahibi de kendini sürekli “bir şeyler eksik” hissinin içinde bulur.

Pazarlama bir sistem hâline getirildiğinde ise işler tamamen değişir.
Müşteri akışı düzenli hâle gelir, bütçe kontrol altına girer ve işletme sahibinin omzundaki yük hafifler.

En önemlisi, büyüme tahmin edilebilir olur.

İşletmeler büyüdükçe pazarlamanın önemini değil, sistem ihtiyacını fark eder. Bu noktada işletme sahiplerinin çoğu “Ben bu süreci tek başıma yönetemem” der — ve bu doğru bir farkındalıktır.

Yeni İşletmenizin Pazarlama Sistemini SOLOPRENEUR ile Kurun

Eğer işletmenizi büyütmeye çalışırken sürekli “Bir şeyleri eksik yapıyorum ama ne?” duygusunu yaşıyorsanız, bunun nedeni yetenek değil;vyol haritasının eksik olmasıdır.

Rekabet stratejisi, hedef kitle, pazar araştırması, pazarlama planı, sistem, kurucu rolü…
Tüm bu adımların tek tek doğru şekilde kurulması, küçük işletmeler için sandığınızdan çok daha büyük bir fark yaratıyor.

İşte tam da bu nedenle SOLOPRENEUR, yeni işletme sahipleri için oluşturuldu:
Kurucuların işletmesini doğru temelle büyütebilmesi için hem stratejiyi hem uygulamayı aynı çatı altında toplamak.

Eğer işletmenizi şu üç hedefle büyütmek istiyorsanız:

  • Doğru stratejiyi kurmak,
  • Pazarlamayı bir sisteme oturtmak
  • Satışa dönüşen bir büyüme düzeni oluşturmak

SOLOPRENEUR’a bir göz atmanız, işletmeniz adına alacağınız en doğru kararlardan biri olabilir.

İşletmenizi temelden güçlendiren bu programa göz atın: SOLOPRENEUR

İş dünyasındaki başarınıza,

Business Coach for CASH ekibiniz.

Benzer İçerikler

Kayıt İçin Formu Doldurun

Size en geç 24 saat içinde Dönüş yapacağız